Ana Sayfa Dünya ‘Tarihi bir anlaşma’ mı dediniz?

‘Tarihi bir anlaşma’ mı dediniz?

0
‘Tarihi bir anlaşma’ mı dediniz?

Submitted by Claire on Thu, 2023-12-14 13:46
Çeviri: tps://www.campaigncc.org/cop28_what_happened


COP28, otuz yıldır devam eden BM iklim müzakerelerinde fosil yakıtlardan uzaklaşmanın gerekliliğini kabul eden ilk zirve oldu. Bu durum da açıkçası COP28’in başarısından çok sürecin bir bütün olarak başarısızlığı hakkında daha fazla şey söylüyor. Peki Dubai’den çıkan ve anlamamız gereken temel sonuçlar nelerdir?

Nihai metin olan ‘Küresel Durum Değerlendirmesi’, 100’den fazla ülkenin çağrıda bulunduğu ve başta Suudi Arabistan olmak üzere petrol üreticisi ülkelerin amansız bir şekilde karşı çıktığı fosil yakıtların ‘aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını’ kabul etmedi. Bunun yerine, ülkelere “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşılması, bu kritik on yılda eylemlerin hızlandırılması ve böylece bilime uygun olarak 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması” yönündeki küresel çabalara katkıda bulunmaları çağrısında bulundu.

Küresel Güney ülkelerinden gelen ağırlıklı mesaj, söylem önemli olsa da, COP28’de zengin ulusların masaya para koymamasından çok daha az önemli olduğu yönündeydi. Yoksul ülkeler, bu olmadan karşılayamayacakları üç ezici maliyetle karşı karşıyalar:

Adaptasyon: Sıcak ve istikrarsız bir dünyada, iklime dirençli gıda üretimi, kıyı taşkınlarına uyum, kıt su kaynaklarının yönetimi vb. konularda önleyici yatırım yapılması zorunludur. Ancak bunun için iklim finansmanı asgari düzeyde tutulmuştur. Uyum finansman açığının 194-366 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. COP28’de bir uyum çerçevesi üzerinde anlaşmaya varıldı ancak bunun için gereken para sağlanamadı.

Kayıp ve hasar: Aşırı hava olayları giderek daha ciddi kayıplara neden oluyor ve iklim krizine en az neden olan yoksul ülkeler bu maliyeti en az karşılayabilecek durumda. COP27’de ülkeler, küçük ada devletleri ve gelişmekte olan ülkelerin öncülük ettiği 30 yıllık bir mücadelenin ardından nihayet bu kayıp ve zararı karşılamak üzere bir fon oluşturmayı kabul etti. COP28’in ilk gününde fon resmen kabul edildi ve COP28’in sonuna kadar 770 milyon dolar taahhüt edildi. İngiltere gibi bazı ülkeler daha önce duyurdukları fonları yeniden taahhüt ettiler. Özellikle ABD 17.5 milyon dolarlık cüzi bir taahhütte bulundu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, iklim hasarının yıllık maliyetine ilişkin tahminler 100 milyar ila 580 milyar dolar arasında değişmektedir – fon şu ana kadar ihtiyaç duyulanın %1’inden daha azını karşılamaktadır.

Geçiş: Zengin ülkeler ekonomilerini fosil yakıtların kullanımı üzerine inşa etmişlerdir. Paris Anlaşması, gelişmiş ülkelerin sadece iklim etkilerine uyum için değil, aynı zamanda yoksul ülkelerin fosil yakıtlara bağımlı olmadan kalkınabilmeleri ve emisyon hedeflerini tutturabilmeleri için de fon aktarma taahhüdünü içermektedir. 2020’ye kadar yılda 100 milyar dolar sağlama taahhüdü yerine getirilmedi. Uganda gibi ülkelerin hükümetleri, alternatif finansman sağlanmadığı takdirde petrol rezervlerini işletmenin getireceği milyarlarca dolardan vazgeçmelerinin beklenemeyeceğini söylüyor. Birçok ülke borç tuzağına düşmüş durumda ve borçlarını ödemek için sondaj yapmaya devam etmek zorunda kalıyor. Daha fazla kredi olarak ‘iklim finansmanı’ acı bir ironidir.

Metinde, kanıtlanmamış ve pahalı bir teknoloji olan ancak fosil yakıtların yaygınlaştırılması için incir yaprağı olarak kullanılabilecek karbon yakalama ve depolamanın hızlandırılması çağrısı gibi açık boşluklar bulunmaktadır. Enerji güvenliğinin sağlanması için ‘geçiş yakıtları’ ‘tanınmaktadır’; bu da gazın bir ‘köprü yakıt’ olarak kullanılabileceği fikrine açık bir göndermedir – ki bu da 1.5C’nin altında kalmakla uyumlu değildir.

COP28’in karbon piyasalarına ilişkin kuralları (Madde 6) nihai hale getirmesi gerekiyordu. Ancak görüşmeler çıkmaza girdi. Karbon ticaretiyle ilgili çok sayıda skandala rağmen ABD, gizliliğe ve potansiyel olarak emisyon kesintilerinin çifte sayılmasına izin verecek ‘hafif dokunuş’ düzenlemesi için bastırıyordu. Bu, daha fazla denetimin yanı sıra insan hakları ve çevresel güvenceler talep eden ülkeler tarafından engellendi. Ancak bu durum mevcut ‘gönüllü’ karbon piyasasını en az bir yıl daha düzenlenmemiş halde bırakıyor.

İklimin çöküşü söz konusu olduğunda esas olan siyaset değil fiziktir ve bu da kelimelerden değil, yalnızca artmaya devam eden kümülatif küresel sera gazı emisyonları gerçeğinden etkilenir. En acil varoluşsal tehditle karşı karşıya olan uluslar, Küçük Ada Devletleri İttifakı, yaptıkları açıklamada netti: “Bilime atıfta bulunmamız ve ardından bilimin bize yapmamız gerektiğini söylediği şeyleri görmezden gelen anlaşmalar yapmamız yeterli değildir. Bu, savunmamızın istenmesi gereken bir yaklaşım değildir.”

Anlaşmadan birkaç saat sonra Shell, ABD’nin Meksika Körfezi’ndeki petrol üretimini arttıracağını duyurdu. O gün atılan diğer manşetler petrol endüstrisi için işlerin her zamanki gibi devam ettiğinin altını çiziyordu.

COP süreci fosil yakıt şirketleri ve onların emirlerini yerine getiren hükümetler tarafından işbirliği içinde yürütülmüştür. Gelecek yıl COP29, insan hakları ve demokrasi konusunda kötü bir sicile sahip bir başka petrol devleti olan Azerbaycan’da düzenlenecek. Yine de küresel iklim müzakereleri için halen tek çerçeve bu. Reformlara şiddetle ihtiyaç var, ancak bu reformların nasıl hayata geçeceğini görmek zor. Fosil yakıtların yayılmasını önleme anlaşması gibi daha güçlü çözümleri desteleyen ülkeler henüz sadece bir düzine.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Exit mobile version