‘Sadece tek devlet Filistin’in kurtuluşunu sağlayabilir’ – Ghada Karmi ile söyleşi

202
Ghada Karmi, Tek Devlet kitabının yazarı (Resim: Flickr/ PalFest/ Raouf Haj Yihya)

20 Kasım 2023

Bir Yahudi devleti ve bir Filistin devletinin alanı paylaştığı iki devletli çözümün nesi yanlış?

İlk olarak, bu gerçekleşmedi. Onlarca yıldır masada duruyor ve kesinlikle hiçbir şey çıkmadı. Neden hiçbir şey olmadı? Burada iki mesele var. Filistin devletinin coğrafi olarak nerede olması gerekiyor?

Haritaya bakarsanız, Batı Şeria topraklarının her yerinin Yahudi yerleşimleriyle dolu olduğunu hemen göreceksiniz. Dolayısıyla İsrail ve destekçilerinden bu yerleşimlerin kaldırılacağına ve bölgenin temiz kalacağına dair bir taahhüt alınmadan lojistik olarak bu iş yapılamaz.

Tüm bu yerleşimlerin geri çekilmesi mümkün olsa bile, yine de adaletsizdir. Plana göre orijinal Filistin topraklarının beşte biri Filistin halkına verilecek ve İsrail beşte dördünü elinde tutacak. Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ten oluşan beşte birlik toprak parçası 7,5 milyon Filistinli için yeterli görülürken, 7 milyon Yahudi İsrailli diğer yüzde 80’lik kısmı alıyor. Bu her açıdan adaletsizliktir. 

Üstelik bu rakama şu anda Birleşmiş Milletler mülteci kamplarında bulunan ve Filistin halkının bir parçası olan beş ila altı milyon mülteci dahil değil. Bir de benim gibi sürgün edilmiş ve bir anavatana sahip olma hakkına sahip iki ya da üç milyon insan var. 

İki devletli çözüme göre;

Filistinlilerin hepsinin o küçücük alana sıkışması gerekiyor. Ve eğer oraya sığamazsanız, şansınıza küsün. İşte bu yüzden iki devletli çözüm bir başlangıç değildir ve bu nedenle hiçbir zaman, hiç bir yere varamamıştır.

Akdeniz’den Ürdün Nehri’ne kadar olan topraklarda demokratik ve laik bir devlet istiyorsunuz. Bu nasıl olacak?

Laik, demokratik bir devlette vatandaşlar etnik ya da dini bir gruba mensup olmaktan kaynaklanmayan haklara sahip olacaktır. Irk ya da dine bakılmaksızın; grup olarak değil birey olarak kanun önünde eşit olacaklardır.

Böyle bir düzenleme, İsrail Yahudi toplumunu gerçekte neyin oluşturduğunu tanımlama zorluğunu aşmak için faydalı olacaktır. Fas, Etiyopya ve ABD gibi kültürel çeşitliliğe sahip yerlerden gelen insanların yanı sıra Rusya’dan gelen çok sayıda Yahudi’yi de içerdiğinden homojen değildir, başka nasıl olabilir ki?

Dolayısıyla, laik devlet sahadaki çok kültürlü gerçekliği daha yakından yansıtacak ve Filistinlilerin kültürel mozaiğin parçası olarak doğal bir şekilde uyum sağlayacağı bir toplum yaratılmasına yardımcı olacaktır.

Ayrıca Arap ve İslam toplumlarının uzun zamandır aşina olduğu çoğulculuk, etkileşim ve aralarındaki farklı etnik köken ve inançlara karşı hoşgörü geleneğine de daha yakından uyacaktır. Bu sadece İslam İmparatorluğu’nun zirvesinde değil, daha yakın zamanlarda da geçerliydi.

Yahudiler, 15. yüzyılda İspanya’daki zulümden kaçarak Müslüman Osmanlı İmparatorluğu topraklarına sığınmış ve refaha kavuşmuşlardır. Daha yakın dönemde ise dini azınlıklar, Irak’ta Saddam Hüseyin’in ve Suriye’de Alevilerin totaliter rejimleri altında bile, diğerleriyle eşitliğin tadını çıkardılar.

Filistin toplumu, Avrupalı Yahudilerin kitlesel göçünün Siyonizm’in dışlayıcı inancını dayatmasından önce, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudilerin yanı sıra Ermeniler, Çerkezler, Avrupalılar ve diğerlerinin başarılı bir bileşimi olmuştur. Laik bir devlette dini uygulamalar ve sosyal gelenekler özel alanla sınırlıdır ve devlet politikasına yön vermez.

Birçok Arap “laik” kelimesinin “ateist” anlamına geldiğinden korktu ve bu çözüme bu temelde direndi. Ancak aslında bu, kilise ve devletin birbirinden ayrılmasından başka bir anlama gelmiyor. Laik bir demokrasi, insanların birbirlerine ve devlete aidiyet duygusuyla ortak bir ulusal kimlik geliştirmelerine yardımcı olur.

Bu ortamda, üstünlükçü fikirler, etnik ve ırksal ayrımcılık ve tüm topraklara sahip olma duygusu yavaş yavaş da olsa cesaretini kaybedecek ve kaybolmaya başlayacaktır. Zaman içinde, bu paylaşımlar sayesinde gelişen yeni bir kimliğin, önceki etnik veya diğer bölücü tanımlamaların yerini kalıcı olarak alacağı umulur. Bu tür hedefler elbette Siyonizm ile doğrudan çatışacak ve onun sonunu getirecektir.

İtirazlardan biri şu olabilir: Tüm bunlar kulağa hoş geliyor. Ama böyle bir devlet kurulursa ortalık kan gölüne dönmez mi?

Hiç şüphe yok ki bir çözüm yolu olarak yerleşik pozisyonlara ve çatışmanın nasıl çözülmesi gerektiğine dair yerleşik fikirlere karşı muazzam bir meydan okuma yaratıyor. Dünya çapındaki Yahudilerin İsrail fikrine olan kültürel/psikolojik bağımlılığı ile Batı’nın bu bağımlılığı destekleme bağımlılığının birleşimi, zorlu engellerdir.

Üniter bir İsrail – Filistin’in yaratılmasının doğasında bulunan Yahudi devletinin sonu, İsrail’in – nasıl ortaya çıktığını, Filistinlilere yapılan adaletsizliği ve geçen yüzyılın çoğunda çekilen acılara karşı kayıtsızlığı – uzun süredir inkarı bağlamında düşünülemez.

Bu inkar ve İsrail’e tanınan cezasızlık özgürlüğü, birkaç kuşak İsrailli Yahudi’nin, maliyetine katlanmadan yerleşimci sömürgeci bir girişimin ayrıcalıklarından yararlanmasını sağladı. Bu ve İsrail projesini ayakta tutmanın ayrılmaz bir parçası olan Arap karşıtı ırkçılıktan vazgeçmek zor olacaktır.

Yahudiler lehine ayrımcılık, Yahudi devletinin ve kurumlarının dokusunda yapılandırılmıştır. Kimse tek devletli bir son noktaya ulaşmanın bu korkunç çatışmayı pürüzsüz hale getireceğini ve herkesin birdenbire birbirini sevmeye başlayacağını iddia etmiyor – çünkü ben buna gerçekten bir çözüm diyemiyorum.

Ancak şu anda nerede olduğumuza bakmalısınız. Yerli halkın asla istemeyeceği bir durumla karşı karşıyayız. Yerli Filistin halkının anavatanında oturan bir yerleşimci koloni var.

İdeal bir çözüm yok çünkü başlangıç noktası ideal değil, başlangıç noktası son derece zor ve dışarıdan dayatılmış. Dolayısıyla, benim önerdiğim şey çok kötü bir işi en iyi şekilde yapmaktır.

İnsancıl, makul ve mantıklı görünen tek cevap, bir yerleşimci kolonimiz var, toprağı paylaşalım ve artık kolonilerimiz olmasın demek. Geri dönüş hakkı – sürülen ve mülksüzleştirilen tüm Filistinlilerin doğdukları ve yaşadıkları topraklara geri dönme hakkı – hayati önem taşımaktadır. Bu temel bir haktır.

Hangi koşulların bir araya gelmesi bunu mümkün kılabilir?

Bence şu anda İsrail yönetimi altında olan Filistinlilerin çoğunun herhangi bir hakkı yok.

Hiçbir hakka sahip olmayan ve vatandaşlığı bulunmayan Filistinliler, eşit haklar talep eden büyük bir kampanya başlatmalı. Bu Güney Afrika’daki apartheid karşıtı mücadele gibi olacaktır.

Aynı alanda eşit haklar talebi sadece makul değil, aynı zamanda önceki tarihsel çatışmalardan da tanıdık. Şimdi, böyle bir kampanya elbette şiddetsiz olacaktır. Şu anda İsrail devleti olan egemen otoritenin, yönettiği tüm insanlara eşit vatandaşlık hakkı tanıması gerektiği yönündeki bir taleptir.

Buna Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayan ve hiçbir hakka sahip olmayanlar da dahildir. Filistinliler arasında tam da bunu talep eden büyük bir hareket var: “Tamam, buranın yöneticisi sizsiniz, siz egemen bir hükümetsiniz. Yönettiğiniz diğer tüm insanlarla eşit vatandaşlık talep ediyoruz.” Bu son derece makul bir talepler dizisi ve eğer İsrail “Hayır, bunun yerine sizi öldüreceğiz” derse, bunun kendi başına bir sonucu var. Olayları açığa çıkmaya zorlar.

Alternatif olarak, eğer İsrail geri adım atar ve tüm Filistinlilere eşit haklar tanırsa, bu Siyonizm’in sona ermesi anlamına gelir. Korkarım, bunu söylediğim için üzgünüm ama bu barışçıl bir şekilde gerçekleşmeyecek. Bu, İsraillilerin Filistinlilerin direnişiyle tekrar tekrar karşılaşacakları artan bir baskı döngüsüyle gerçekleşecek.

Ve bu döngü daha da kötüleşerek, daha acımasız ve kanlı bir şekilde devam edecektir. Bu durum, baskıcı bir rejimin yönettiği insanların direnişini bastırmaya çalıştığı çatışmanın doğasından kaynaklanmaktadır. Ancak er ya da geç, ki zaman ölçeğini tahmin edemiyorum, direniş kazanacaktır çünkü ne kadar baskıcı olursa olsun bir rejimin aynı şekilde devam etmesi çok zordur.

Bunu Cezayir’de Fransızlardan, Vietnam’da Fransızlardan ve ardından ABD’den, Güney Afrika’daki apartheid’den, Afrika’daki İngiliz imparatorluğundan ve diğer pek çok tarihsel süreçten biliyoruz. Filistin de farklı olmayacaktır. Ancak şu anda olanlarla ilgili çok önemli bir nokta var. İsrail’in Gazze halkını Mısır’a, Batı Şeria halkını da Ürdün’e sürme planı var.

Eğer Batılı emperyal devletler tarafından İsrail’in Filistin’den geriye kalanları etnik olarak temizlemesine izin verilirse, tekrar ediyorum, Filistin’in orijinal topraklarında tek devletten, demokrasiden ya da bu tür bir şeyden bahsedebilmemiz için çok az Filistinli kalacaktır. Bunun gerçekleşmesine asla ve asla izin verilmemelidir.

Çeviri: https://socialistworker.co.uk/features/ghada-karmi-one-state-interview/