Neoliberal düzenin sonu mu geldi?

106
Trump, Çin, Kanada ve Meksika'ya yönelik yeni tarife planlarını açıkladı.

16 Mart 2025

Joseph Choonara Trump’ın ticaret savaşı tırmanırken neoliberalizmin kesintileri ve süreklilikleri hakkında Socialist Worker’a konuştu:

Bugünün ticaret savaşları neoliberal dönemin sonuna mı işaret ediyor?

Buradaki sorun, neoliberalizmden ne anladığınız. İki yazar bile kavramın ne anlama geldiği konusunda hemfikir değiller.

Gerçek şu ki, 1980’lerde egemen sınıfın bazı kesimleri tarafından benimsenen ve sıklıkla neoliberalizm olarak adlandırılan bir dizi politika ve strateji vardı. Bunlara kamu hizmetlerinde taşerondan hizmet almak ve özelleştirilme gibi politikalar da dahildi.

Bu ilk uygulama sonrası, 1990’larda “neoliberal emperyalizm” olarak adlandırabileceğimiz bir dönem var. Bu süreçte, ABD başkanı Bill Clinton ve İngiliz başbakanı Tony Blair de dahil olmak üzere egemen sınıfın bazı kesimlerinin neoliberalizmin varsayılan faydalarını zorla veya ikna yoluyla yurtdışına yaymaya çalıştığını gördük. 

Piyasa güçlerinin büyük bir güce sahip olacağı ve şirketlerin sınırlar arasında serbestçe ticaret ve yatırım yapabileceği küresel bir ekonomi inşa etmek istiyorlardı. O zamanlar, ticaret tarifeleri her yıl düşme eğilimindeydi. Şimdilerde bu durdurulmuş gibi görünüyor.

Neoliberalizm, kapitalist sistem içinde hayatı ne ölçüde kötüleştirdi?

Solun oldukça fazla içine düştüğü neoliberal öncesi döneme duyulan nostalji konusunda dikkatli olmalıyız. Sol görüşlü yorumcuların düşmanın neoliberalizm olduğunu söylediğini sık sık duyarsınız, oysa daha temelde düşman, kâr, sömürü, baskı ve emperyalizm etrafında inşa edilmiş kapitalist bir sistemdir.

Savaş sonrası dönemde Batı’da kapitalizmi ağırlıklı olarak yöneten politikalar Keynesyen görüşlerdi, 1970’lerin krizi sırasında fiilen çökmeye başladı.

Bu dönemde iki şey birlikte oluyordu. İlk olarak, sermayenin sınırlar ötesinde artan bir entegrasyonu vardı. Güçlü şirketler ulusal ekonomileri çok kısıtlayıcı buldular ve operasyonlarını yaymak istediler.

İkinci olarak, küresel ekonomi eski Keynesyen devlet müdahalesi politikalarının çözemediği bir dizi krize girdi.

Aynı zamanda, 1960’ların sonlarından 1970’lere kadar uluslararası alanda büyük bir işçi mücadelesi dalgası yaşandı.

Egemen sınıf, politikalara ve uygulamalara daha fazla tutarlılık kazandırmak için ideolojik bir destek aradı. Bu durum öncelikle 1930’larda ve 1940’larda ortaya çıkan serbest piyasa mekanizmalarına odaklanan ideolojileri canlandırmayı içeriyordu.

Ancak, yöneticiler krize pragmatik olarak da bir yanıt verdiler. Yani, neoliberal teori devletin ekonomiden çekilmesi gerektiğini söylüyordu. Ancak olan bu değildi. Büyük kapitalist ekonomilerde, devlet harcamaları hala GSYİH’nın yaklaşık %40’ını oluşturuyor.

Yani, devletin bu neoliberal değişim içinde ortadan kalktığı doğru değil. Ancak hükümet politikalarında değişimler ve işçi sınıfına yönelik sert saldırılar oluyor.

Neoliberal dönemi sona erdiren ne oldu?

Egemen sınıf kendisini zenginleştirmeye devam etti, ancak neoliberalizmin sorunu yeni bir kapitalist dinamizm dönemini açığa çıkartmamasıydı.

Zaman zaman büyüme patlamaları yaşandı. Ancak savaş sonrası on yıllarda görülen türden sürekli genişleme seviyelerinin geri kazanılması mümkün olmadı.

1970’lerin krizi, Karl Marx’ın yüzyıl önce bahsettiği karlılıktaki uzun vadeli düşüşe dayanıyordu. Bu krizin, işçilerden elde edebileceği kar miktarına kıyasla sistem genelinde daha fazla yatırım birikmesi nedeniyle olduğunu savundu.

Dolayısıyla Marx, kârlılığı geri kazanmak için kapitalizmin yatırımların büyük parçalarını yok edebilecek veya değersizleştirebilecek ve yeni bir büyümenin yolunu açabilecek kapsamlı bir krize ihtiyacı olduğunu savunuyordu. 

Neoliberalizm altında bu gerçekleşmedi. Sermaye birimleri o kadar büyük ve devletle o kadar iç içe geçmişti ki, dev şirketlerin batmasına izin vermek daha geniş bir çöküşe yol açma riski taşıyordu.

Bunun yerine, sermayenin büyük bölümlerini kurtarmak ve krizin tamamen yayılmasını önlemek için artan devlet müdahaleleri yaşadık. Bu durumun sonucu olarak kâr oranları düşük kalmaya devam etti.

Neoliberalizmi yıkan şey finansal piyasalara aşırı bağımlılık mıydı?

Artan borç ve finansal yenilik, neoliberalizmin önemli unsurlarıydı, ekonomiyi ileriye taşımaya ve dinamizm izlenimi vermeye yardımcı oluyordu.

Ancak 2008-9 mali krizinde bu kredi kaynaklı büyümenin sınırlarını görmeye başladık.

O zamana kadar iki şey daha oldu:

Birincisi, ABD’nin ekonomik hakimiyetinin uzun vadeli düşüşüne eşlik eden Çin’in dramatik yükselişiydi. 1960’ta ABD küresel GSYİH’nın %40’ını kontrol ediyordu. Bugün, %25’e düştü.

Neoliberalizmin zirve noktasına geri dönersek – Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldığı 2001 yılına- Çin’in ABD’ye daha çok benzeyeceği düşüncesi vardı. Yorumcular, Çin’in küresel pazarlara katılmasıyla birlikte siyasi liberalleşme olacağını ve ardından Batı kampına kabul edileceğini bekliyorlardı.

Bunun yerine, Çin devleti aşırı güçlü bir şekilde konuşlandırarak, Batı’yı kendi devletlerini rekabet etmek için nasıl konuşlandıracağını düşünmeye zorladı.

İkincisi, sistemi sarsan çoklu krizler neoliberalizme karşı büyük bir antipati yarattı. Hem merkez soldan hem de merkez sağdan politikacılar daha önce neoliberal politikalar etrafında birleşmişti. Ancak şimdi daha radikal politikacılar, hem sol hem de sağ kanattan Donald Trump gibi politikacılar bu antipatiden yararlandı.

Pandemi sırasında devletin Batı’da ekonomik bir oyuncu olarak geri dönmesine tanık oldu. Bu, sosyalistlerin memnuniyetle karşılaması gereken bir şey mi?

Önceki dönemlerin unsurlarını içeren ancak aynı zamanda büyük farklılıklar da içerecek yeni bir aşamaya giriyoruz. Bunu süreci aşmak için devletçiliğin sosyalizmle ilişkisini koparmalıyız.

Devlet kapitalist bir devlet olmaya devam ediyor. Kapitalist birikimi yönetmeye ve korumaya yardımcı olmak için uzun bir süre boyunca evrimleşti. Devletleşmenin en uç örneklerinde bile, küresel ölçekte diğer sermaye birimleriyle rekabet eden bir ekonomi halen devam ediyorsa, bu sosyalizm değildir.

İşte bu yüzden siyasi geleneğimiz Sovyetler Birliği’nin sosyalist bir toplum olduğu fikrini her zaman reddetti. Bunun bir devlet kapitalizmi biçimi olduğunu savunduk.

Devletin ekonomik yaşamın merkezine geri dönmesi, kapitalizm içinde derinleşen otoriterlikle ilişkilendirilebilecek bir değişimdir.

Ayrıca, Trump tarafından yürürlüğe konulan politikaların, bazı açılardan neoliberalizmden farklı olsa da, büyük ölçüde piyasa yanlısı, düzenleme karşıtı ve vergi indirimi yönünde devam ettiğini anlamalıyız.

Neoliberalizmden ve Keynesyen yaklaşımın kabulünden temiz bir kopuş görünmüyor.

Neoliberalizm bittiyse, gelecekte dünyayı hangi politikalar şekillendirecek?

Egemen sınıflar yeni bir yaklaşıma doğru ilerlerken çok sayıda pragmatik deney yapacaklar. Ve hala kısıtlarla karşı karşıyalar.

İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves Securonomics’ten bahsediyor. Eski ABD başkanı ile anılan Bidenomics’in kendi versiyonu.  Bir dizi krizi yönetmek ve devleti daha açık bir şekilde konuşlandırmakla ilişkilendiriliyor, çünkü Çin bunu yapıyor ve Britanya Çin ile rekabet ediyor.

Söylemler bu yönde, ancak gerçekte Reeves hala iki şeyle sınırlandırılmış durumda:

Birincisi, sistemin tekrarlayan krizleri. Britanya kapitalizmi iyi durumda değil ve bu nedenle Securonomics en iyi ihtimalle kısıtlı bütçeli Bidenomics olacaktır. İkincisi, sermayenin uluslararasılaşması bu sorunu pekiştiriyor. Reeves, İşçi Partisi’ne harcamaları sınırlama, işletmelere vergi koymama vb. konularda baskı yapan küresel olarak entegre tahvil piyasaları tarafından kısıtlanıyor.

Keir Starmer yönetimi Tony Blair’in küreselleşme döneminden insanlarla doldururken, aynı zamanda küreselleşmeye veda etmemiz gerektiğini işaret ettiği bir süreci yaşıyoruz. Starmer, halkın “değişiklik” istediğini, göçe karşı olduğunu vb. yazdı. Bu durum, Britanya’da sağcı otoriterlik ve ırkçılık tehlikelerini artırıyor.

Ancak devletin ekonomik yaşamın merkezine geri dönüşünün bir görüngüsü de işçiler ve sol için politik bir mesele haline gelmesidir.

İşçi sınıfını oluşturan çok sayıda insan, büyük banka kurtarmalarının olduğu 2008-9 mali krizine verilen tepkiyi, ardından pandemi sırasında ücretsiz izin uygulamalarını ve kapitalizmi koruma önlemlerini gördü. Sistemi kurtarabiliyorsanız, neden hayatımı daha iyi hale getirmek için müdahale edemiyorsunuz? diye soruyorlar. 

Bu durum solun devletten taleplerde bulunması gereken bir alan açıyor. Ciddi olarak mücadeleyi ve talepleri nasıl hayata geçireceğimizi konuşmalıyız.

Kaynak Web Sayfası : https://socialistworker.co.uk/in-depth/is-this-the-end-of-the-neoliberal-order/